Yukarı Çık
 İlk patent yasası, Venedik Cumhuriyeti’nin 19 Mart 1474’te kabul ettiği patent yasasıdır. 

Tarihin ilk patentleri olarak kabul edebileceğimiz mucitlere ayrıcalıklı onay belgesi verilmesi uygulaması, icatların getirilerinin önem kazanmaya başladığı bu dönemde Venedik’te başlar. Gerçi ilk patentin Venedik’te mi, Floransa’da mı yoksa İngiltere’de mi verildiği konusunda kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Kimine göre, Floransa Cumhuriyeti’nde 1421 yılında ünlü mimar ve mucit Filippo Brunelleschi’ye, ünlü mimari eseri Duomo of Florence’e Carraran mermeri taşımak için tasarladığı gemisi için verilen belge ilk gerçek patenttir. Kimine göre ise ise Kral 6. Henry tarafından 1449 yılında John Utyman’a Venediklilerin kullandığı ama İngiltere’de daha önce bilinmeyen bir cam yapım süreci için 20 yıllık koruma sağlayan belgedir. Kısacası ilk patenti belli bir ülkeye mal etmek olanaklı değildir. Fakat herkesin üzerinde görüş birliğine vardığı ilk patent yasası, Venedik Cumhuriyeti’nin 19 Mart 1474’te kabul ettiği patent yasasıdır.

Patentin sistematikleşmesinde ve yasalaşmasında ise Sanayi Devrimi’ni ilk gerçekleştiren ülke olması nedeniyle İngiltere’nin öncü bir rol üstlendiğini görebiliriz. Hatta kimilerine göre, yeni bir teknolojiyi İngiltere’ye getiren ya da geliştiren kişilere bu buluşunu belirli bir süre kullanma hakkı tanıyan ve 14. yüzyılda İngiltere’de verilen patent belgeleri (Letters Patent) ilk patentlerdir.

Fakat geçen zamanla birlikle kişilere tanınan bu hakların kötüye kullanılması, yeni yasal düzenlemelerin yapılması zorunluluğunu da beraberinde getirir. Bu amaçla 1623 yılında çıkarılan “Tekeller Yasası” ile buluşlara bazı sınırlamalar getirilir, buluşlardan kaynaklanan haklar 14 yıl süre ile sınırlanır. Bugünkü patent yasalarıyla karşılaştırıldığında, Tekeller Yasası’nın bazı önemli farklılıkları bulunmaktadır. Örneğin Kraliyet’in izni olmadıkça bu patentler devredilemez ya da miras olarak kalamazdı. Daha da önemlisi, İngiliz hükümeti patent sahibinin iznine gerek olmaksızın patent verilen icadı kullanma hakkına da sahiptir. Günümüzde modern patent yasalarının temelini oluşturan Tekeller Yasası, çok uzun yıllar boyunca herhangi bir değişiklik görmeden yürürlükte kalır. 1790 yılında ABD’de patent yasası yürürlüğe girer. Hemen ardından Fransa’da 1791 yılında patent kanunu yasalaşır. Dünyanın diğer ülkelerinde patent yasalarının yürürlüğe girmesi için daha bir süre beklemek gerekecektir…

Apple-Samsung patent davası Sanayi Devrimi sırasında sanayi ile bilim arasındaki ilişkilerin belli bir sistem içerisinde yürüdüğünü pek söyleyemeyiz. Modern araştırma laboratuvarları kurulana kadar geçecek olan bu süre daha çok mucit girişimcilerin dönemidir. Bu dönemde rekor sayıda patente (1093 adet) sahip olan Edison’dan, dinamitin mucidi Alfred Nobel’e kadar birçok bilim adamı, deneylerinin finansmanını kendileri karşılamakta, yeni icatlar yapıldıktan sonra patentleri alınmakta, sonrasında ise şirketler kurularak ürünlerin satılmasına geçilmektedir. Fakat çok geçmeden Edison ya da Nobel gibi bireysel mucitlerin yerini modern araştırma laboratuvarları almaya başlar. Büyük şirketler, kendi bünyelerinde önemli buluşlara imza atacak araştırma geliştirme laboratuvarlarını teker teker açarlar. Teknolojik gelişmeler baş döndüren bir hız kazanırken, dünyanın diğer ülkelerinde birer birer patent yasaları çıkmaya başlar. 1815’te Rusya, 1864’te İtalya, 1877’de Almanya ve 1885’te Japonya’da, kendine özgü yanlarıyla patent yasaları yürürlüğe girer. Osmanlı’nın da yaşanan gelişmelere ayak uydurması fazla sürmez. 1871 yılında “Eşya-i Ticariyeye Mahsus Alamet-i Farikalara Dair Nizamname” ve 1879 yılında “İhtira Beratı Kanunu” marka ve patent konularında ülkemizde patent konusunda atılan ilk adımlar olur. Diğer önemli bir adım ise 1965 yılında yürürlüğe giren 551 sayılı “Marka Kanunu”dur. Üzerinde yapılan ufak değişikliklerle bu yasalar 1994 yılına kadar geçerliliğini sürdürür. 24 Haziran 1994 tarihinde, 544 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Türk Patent Enstitüsü sınaî mülkiyet hakları alanında bir dönüm noktası olmuştur. Patent tarihinde uluslararası alanda yaşanan en önemli gelişmelerden biri, 20 Mart 1883’te sınai mülkiyet haklarının korunması için imzalanan Paris Sözleşmesi’dir (Paris Convention for the Protection of Industrial Property). Sınai mülkiyet hakları konusundaki dünyanın ilk uluslararası sözleşmesi olan Paris Sözleşmesi, üzerinde çeşitli değişiklikler yapılarak 1947 yılında son halini alacaktır.

İlerleyen yıllarda patent başvuruları sırasında gereken belgeler, patentlerin sınıflandırılması gibi konularda standartlaşma sağlanması için çeşitli uluslararası anlaşmalar imzalandı. 1973’te Avrupa Patent Sözleşmesi’nin (European Patent Convention, EPC) hazırlanması kararı alındı ve Avrupa Patent Ofisi (European Patent Office, EPO) kuruldu. EPO, sözleşmenin 1977’de imzalanmasının ardından, 1 Kasım 1977’de fiilen çalışmaya başladı. Daha sonra kurulacak olan Avrasya Patent Örgütü, Afrika Bölgesel Sınai Haklar Örgütü gibi birliklerle, birliğe üye ülkeler için tek bir başvuru yapmanın yeterli olması amaçlandı… Günümüzde patent dünyası, kıyasıya bir rekabetin ve savaşların yaşandığı, birçok şirketin patentler sayesinde yüklü miktarda gelir elde ettiği bir piyasa haline gelmiş durumda. Örneğin yalnızca son iki yılda ve yine yalnızca akıllı telefon pazarında patent davalarına ve satın almalara harcanan paranın miktarı 20 milyar dolardan fazla. Patent sayesinde kazanılan gelirlerin devasa boyutlara ulaşması herkesin iştahını kabarttığı için patent trolü denilen bir kavramın doğmasına da neden oldu. Patent trolünü “patent konusu olan buluş üzerinde üretim ya da satış gibi hedefi olmadan saldırgan ya da fırsatçı bir şekilde patent ihlalleri yapmış olabilecek kişi ya da kurumlar üzerinde baskı kuran kişi ya da kurum” olarak tanımlamak olanaklı. Patent trollüğü öylesine ileri boyutlara ulaşmış durumda ki, James D. Petruzzi ve Robert M. Mason’ın aldıkları patent, durumun ne derece trajikomik boyutlara ulaştığını gösteriyor. İkilinin patent başvurusu, dokümanlarını doldurmak üzere bilgisayar, klavye, fare, yazıcı ve ekrandan oluşan bir yöntemi anlatıyor. Bu demek oluyor ki, bilgisayar destekli olarak patent başvurusu yapan herkes, aslında bu patenti ihlal etmiş oluyor!